Baharın gelmeye başladığı ve insan ruhunda zihninde “bişeyler
yapmalıyım dışarıda hayat akarken evde tıkılı kalmamalıyım” baskısını
kurduğu şu günler…Hayatın gerçeğinin gören göz için çok şey anlattığı
günler. Doğanın dirildiği beraberinde insanı da bu  dirilişe mecbur
kıldığı günler. Hayatının hiçbir safhasında sinemayı kültürel bir
faaliyet kefesine koymayan beni sinemaya gitme zaruretiyle karşı
karşıya bırakan da buna benzer duygular olmuştu. Eee tabii bi de karımın isteği.

 120  filmin adı. Burada uzun uzadıya filmi anlatacak değilim. O işle iştigalim yok. “http://www.sacidu.net”>Sacidunun sahasına
girerek haddimi aşmak istemem. (Sacidudan bu filmle ilgili yorumunu en
kısa zamanda bekliyorum tabi izlerse
J
Kökü mazide olan bir ati. İşin sırrı bu. Her geçen gün geçmişine
kendisine yabancılaşan yeni nesillere ibretlik bir öykü. Bugünlerde
söz konusu vatansa gerisi teferruattır diyenlerin yerine bu bilince
sahip olanları “vatan millet Sakarya edebiyatı” ve” hamaset” yapmakla
suçlayanlar prim yapar olmuş. Birileri de “ya felah-ı vatan” diyip
kitleleri ayağa kaldırmış ve boşalan yerlere oturacak kadar
bezirganlığa soyunmuştur. Başkaları bu duruşa farklı isimler vermiş
rant peşine düşmüş. Son yıllarda yükselen değer gibi dursa da her
geçen gün irtifa kaybeder olmuş. Eee havası boşalan balonun kaçınılmaz
sonu…

İşte bu film 120 yüreği anlatıyor. 120 bilinci. 120 aşkı. Sicili
kabarık iki günlük ABD tarihinin dev aynası ve zorlama yalan Hollywood
senaryolarının yerine  tarihi gerçekliğin anlatıldığı ” gömelim tarihe
desek seni sığmazsın” dedirtecek kadar destansı bir hadise. Teknoloji
marifeti Hollywood setlerinden ve efektlerinden uzak olması ise teknik
bakımdan eleştirilesi olsa da gerçeği yansıtması açısından alıp içine
çekici. Ve dizilince iki kol düzeninde ve hedefe kitlenince başlayan
eski ordu marşı.


”Ey şanlı ordu ey şanlı asker
Haydi Gazanfer umman-ı safter
Bir elde kalkan bir elde hançer
Serhadde doğru ey şanlı asker…”
 

Kökü ezelde ve dalı ebedde bir sistemin, aşkına, vecdine,
diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrâkine sahip bir gençlikten
bahsederken ve “Kim var?” diye sorulunca, sağına ve soluna bakmadan
fert fert “ben varım! Benim olmadığım yerde kimse yoktur” diye haykıran
gençliğe seslenirken üstad necip fazıl, bu gençliğe aidiyet hissiyle
gönülden bağlı olan ben hicabımdan yüzüm kızarır da buradayım demeye dilim
varmaz.
Baktıkça utandım utandıkça bakamadım. salonda yalnızca 10 kişi. Bu kor
yürekli 120 vatan evladı daha doğrusu çocuğu destan yazarken yaşıtları
diğer salonda recep ivedikleydi ki;  bu tablo her şeyi özetliyordu
sanırsam. İşte bu da filmde damlayan gurur gözyaşlarının hüzne
dönüşmesiydi çıkışta…
Güzel günler göreceğiz çocuklar güneşli güzel günler…

Ruhları şad olsun…

2 Responses to “benim olmadığım yerde kimse yoktur…”

  1. fahrünnisa Says:

    sinemada ilk yarı kaloriferleri yanmadığı için eleştirmiş süs içinmi koymuşlar bunları demiştim film bitip çıkarken üşüdüğüm için utandım

  2. yıldıran Says:

    Konu zaten hoş başarılı yazmışsın yine halilciğim yapacak bi şey yok
    Film beni etkiledi bu aziz vatan için şu kısa ömürde bişeyler yapmamış olmakdan ve kendimiz için istediğimiz o kadar çok şey olduğundan utanmadım değil yaşları küçük yürek büyük insanları hatırlayınca. seni tekrar okumak yeniden hatırlattı o da güzel bi şey.
    baki selam….

Leave a Reply