Hastalığın yakışmadığıdır…
Ocak 18, 2008
İnsan doğar ve ölür. Hayat ya da yaşam denilen ve Aşık Veysel’in “iki kapılı han” diyerek en güzel tanımı getirdiği süreçte insanoğlunun farklı sosyal ve fiziksel mekanlarda aynı ortamı paylaştığı gönül erleri ki; paylaşımda gönüllülük esas olup menfaatin içeri girmesi namümkündür, çayın muhabbete bahane olmaktan ileri gitmediği muhabbetler, ayrı geçen dakikaların ziyan sayıldığı zamanlar, olanın güzel olduğuna dair uzayıp giden mülahazalar vardır.
İşte bu cemiyetin vazgeçilmez ismi bizde FATMA ablamızdır. paskalya çöreğine tuzlu elazığ peyniri atacak kadar yenilikçi biri olmasının fevkinde peynir sevdalısı, bilinçli bir tüketicidir.
Islak keklerin yapımındaki maharet ve malzemeden çalmama gibi etik bir tutum ve hamuruna katılan sevgi mayasını karmak her yüreğin harcı değildir.
Soğuk Sivas’ın sımsıcacık bir gülüşüdür o.
Gürün’ü İstanbul Boğazı’na benzeten ilk ve tek kişi olmasının yanısıra bu benzetmeyle literatüre girmeye adaydır.
Suyun sıcaklığına rağmen kremanın erime noktasının yüksekliğinden ya da kalitesinden mütevellit homojen bir karışım olamayan neskafelerin bünyedeki bağımlılığı içindeki kafeinden midir yoksa sohbetin bamteline olan yatkınlığından mı? bilinse de bu sorunun yanıtı, vazgeçilemiyor bu tattan…
İnsan konduramıyor hastalığı, hüznü sevdiklerine.
yakışmıyor size de
bir kahkaha boğar tüm hüznü …
Geçmiş olsun
Allah acil şfalar versin
Ocak 21, 2008 at 12:07 pm
Bin yaşa çok keyifli bi yazı=)))))))