Memlekete kar gibi kar dün düştü. Karın yağışına insanların bu kadar sevinebileceği hiç aklıma gelmezdi doğrusu. Bir musibetin bin nasihatle bile kıyaslanamayacağı bir durum kanımca. Ben sevinmedim mi? Emin olun ben pek çoğunuzdan daha çok sevinmişimdir. Ama fark şu: İlk kez değil, bir kez daha…. Attım kendimi dışarı “yarın finalim var demeksizin” (lakin düşünmeksizin yapamadım ibn-i vakt olmak zor iş.şimdilerde carpe-diem deniyor buna). Bu sefer kar “romantik bir yürüyüşe” davet ediyordu. Ne karı ne de karımı kıramazdım ya….
Bir anda beynimde bergson fırtınası estı. Bir beyin sıçraması (şimdilerde flash back yaygın kullanımıyla) geçmişe gittim. Geçmişte bu kadar kalmak da neyin nesi…. Küçükken kar yağdı mı dışarıda kaymak için kızağa bile gerek kalmazdı; bir naylon torba neyine yetmiyo. çorapların içine sokulan pantolon paçaları, bere ya da kar meskesi ve belki de atkı. Donanım süper olmalıydı en azından evden çıkana kadar. İki nokta arasında sıcaklığın 0,5 derece oynadığı mütemadiyen dik yokuşlar. Kaymak ne de güzel olurdu. Adrenalin tavan. tabi o zaman hangi hormonun tavan yaptığını biliyor değiliz. Kayılarak inilen o yokuşu geri hiçbir teknolojik yardım almadan koşar adım çıkmak. çoğu zaman bidaha kaymak heyecanıyla yokuşun başına kadar sabredememek. yarım bırakılan zirve yolculukları belki o zamandan bizim sürünerek tırmanmalarımız ama zirveye varamayışımız. Zirveler belki de o zamandan beri ipotek altında. Eve dönüş yolunda bir umut. “Yarın tatil olsa” Umut etmek güzel şey aslında.

Kardan adam yapmak için sanatkar bir ruha hiç gerek duymadık (duyulsaydı eminim hep içimizde kalacaktı bir kardan adam imali) hiç estetik kaygılar gütmedik. Kardan adamların  makus talihiydi şişmanlık. İki kömür parçası ve bir havuç yeterli ona kardan adam diyebilmeye. Süpürgesi lüks, bere ve atkısı ise özverili bir arkadaş isterdi. Düğme tasarımı ise tamamen bir zevk işi.

Karda yürümek zevkini yaşamam uzun zaman almıştı. Ağabeylerimin çizmelerini giyme zamanının geçmesi gerekiyormuş demek ki. Onların çizmelerinde hakim olan mutlak delik prensibi hep ayağımın ıslanması ve sobada kurutulması çorapların.

Her kar yağışında evimizin önündeki sokak lambasından alamazdım gözümü.Hep onun altında olma hayalim basit ama imkansız. ya oradasındır ya hayalindesin…

Ya yürürken kayma ihtimali. İşte o çok korkutucu. Düşersen tek değil karizmanla birlikte; düşerse komik. Buzun üzerinde değişen insan yürüyüşleri, farklı figürler ve malum son. korkulanın başa gelmesi. O zamanlar reiki felsefesi yaygın değil miydi ne? Herkes düşmekten korkardı da düşerdi. Şimdi düşmüyorlar mı?

Karda sucuk keyfi “yapılmadan ölünmemesi gerekenler” listesinin başındadır. Ayak üstü pikniktir. Sucuklar mı kara kar mı sucuklara tad verir bilemem. Sucuk denilince yapılacak bir beyin fırtınasında ilk çağrışımdır kar karlanmayan zihnimde…

Memleketimin çam ağaçları gelin gibi süslenir tadına doyum olmaz manzaranın. yerli davos ya da orası yabancı kızılcahamam. Evlerin çatıları ağarmış alabildiğine ve bacalardan tüten duman da nesidir aş mı dert mi tüter acep? Dışarıdaki insan popülasyonuna bakıldığında 10-12 yaş aralığıdır bu havalarda.

Kimileri beyaz felaket de dese kar hiç felaketim olmadı benim. ama gördük ki onsuzluk bir felaket.

YAĞDIR MEVLAM KAR….

6 Responses to “Kara değil beyaz kıştır…”

  1. fatma Says:

    Eline yüreğine sağlık,eminim herkes o yaş ve o hatıralarını düşünüyorlardır, benim gibi,çocukluğuma götürdün.Çok teşekkürler evet “Yağdır Mevlam Kar” ayrıca şu reiki denen şey nedir,umarım birgün yazarsın.

  2. sac Says:

    blogumda bu yazıya link vermek istiyorum ve kendime engel olamıyorum.

  3. fahrünnisa Says:

    gittikçe aldığın eğitimle de bütünleşen ve uslupta ustalık sınırlarını ciddi anlamda zorlayan bu yazı için teşekkür ederim. İçeriğin gündemle uyumu harika hani bir rüya görülürde mevsiminde görmüşsen yağmuru iyidir de yazın yağmuru görmüşsen kötüdür gibi mevsime denk düştü mevsimin kendisi bunu getirdi. Şimdi yazarken havaya bakıyorum gül güneş halleri, yazıyı okurken de zaten yazıldığı akşamdaki kar a değil ortaokul yıllarımda yağan kara gitmiştim değişen zamanla sanki herşeyin şekli değişiyor doğa da bu değişimde modaya uyuyor neyse pek güzel olmuş ellerine sağlık

  4. sezerre Says:

    hepinize teşekkürler
    desteğinizi hissettirdiğiniz için sağ olun.

  5. yıldıran Says:

    Yazıyı daha önce okudum ama fırsat bugüne nasipmiş.Okuyunca çocukluğum aklıma daha net bir fotoğraf gibi oturdu. Düşününce en büyük eğlencelerimizden (ki bu Anadoluda genelde böyledir ya da küçük yerlerde) birisi daha canlandı. Ortalama Anadolu çocuğunun (burada ki Anadoulu kavramı Nişantaşı vb. caddelerde oturanların haricinde tüm yurdu ifade eder) en büyük kış eğlencesi ve tabiatın kendisine verdiği malzemeyi ne denli eğlenceli hale getirdiğini bizi tekrar anımsatan bir yazı. çok beğendim ki asıl söyleyeceğim üslup zaviyesinden, sanki ilerde seni benim tanıdığımı bilmedikleri ortamlarda “o benim kadim dostum” diyeceğim zamanı bu dünyadan gitmeden diyeceğimi hayal etmiyorum, görüyorum.
    baki selamlar….

  6. sezerre Says:

    üstad seni bilmem de ben “o benim kadim dostum” diyeceğim bir gün…

Leave a Reply